Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
Sayfa (3): « İlk < Önceki 1 2 [3] En Son »
Özümüz, türkülerimiz, ozanlarımız, filozoflarımız...
Yazar Mesaj
MURAT FIRAT
Moderator
*****


Mesajlar: 83
Grup: Moderators
Katılım: Apr 2008
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #21
Muharrem Ertaş.. Ruhu şaad olsun. Bozkırın tezenesi..

--------------------------------------------------------------------------------

Muharrem Ertaş (Mahalli Sanatçı ve Kaynak Kişi)

1913 yılında Yağmurlubüyükoba köyünde başlayan yoksul ve çileli hayatı, Kırşehir’in Bağbaşı mahallesindeki yoksul gecekondulardan birinde noktalandığında 71 yaşındaydı. Ömrünün neredeyse tümünü çalıp çağırarak geçiren Muharrem Usata’nın bütün bir hayatı bir bakıma bu iki kelimede saklı: "Çaldı ve söyledi." Musiki kültürümüzün en orijinal ve sanatkarane örneklerini içeren hususi repertuarı ve icra uslubu üzerine değil akademik çalışmalar yapılması, ciddi bir makalenin bile yayınlanmadığı göz önüne alınırsa, ülkemizde Muharrem Ertaş’ı derli toplu değerlendiren elinizdeki yayın olduğu söylenebilir. Ülkemizde diyoruz, zira çeşitli zamanlarda A.B.D. ve Japonya’dan gelen müzikolog ve etnomüzikologların Muharrem Ertaş üzerinde çalıştıklarını biliyoruz. Kimdir Muharrem Ertaş ? O’nu farklı ve orijinal kılan nedir? Temsil ettiği o güçlü geleneğin neresindedir?

Muharrem Ertaş zurnacı Kara Ahmet ile Ayşe Hanım’ın 5 çocuğundan biri dedelerinin deveci kabilesi mensup olduğu ve Horasan’dan gelip Kırşehir’in Yağmurlubüyükoba köyüne yerleştiğini daha sonra bir tek kişi (Yusuf Usta) hariç, bu köyün tamamını 1940 lı yılların başında Kırşehir’in Bağbaşı Mahallesine göç ettiğini biliyoruz. Henüz 7-8 yaşında iken ilk bağlama derslerini aldığı dayısı Bulduk Ustadan sonra, Muharrem Ertaş’ın asıl ustası bu Yusuf Ustadır. Yusuf Usta yöresinin anonim ezgilerinin yanı sıra, daha çok Toklumen’li Aşık Sait’in (1835-1910) şiirlerini ustaca çalıp söyleyen ve bütün bunları Muharrem Ertaş’a da öğreten yörenin en ünlü saz ustalarından biridir. Muharrem Ertaş o günleri şöyle anlatıyor :

"Çalıp söyleme merakım küçük yaşlarda başladı. Bulduk adındaki dayımın çok güzel sesi vardı. Bir köyde türkü söyledi mi diğer köyde dinlenirdi. Hatta seferberlikte asker kaçaklarını yakalamak için subaylar dayımı yanlarına alıp köy köy dolaşırlarmış. Dayıma türkü söylettirip kendileri de pusuya yatarlar ve dayımın sesine dağlardan köye inen kaçakları yakalarlarmış. Derken Yusuf Usta beni çok severdi, merakımı görünce beni yanına aldı her gittiği yere götürdü. Düğünler de, bayramlarda, eğlencelerde yanından ayırmayarak ustalarından öğrendiğini bana da öğretirdi. Yedi yıl O’nun la çalıştıktan sonra artık tek başıma çalıp söylemeye başladım."

İlk karısı Hatice Hanım’ın kısa bir süre sonra vefatı üzerine evlendiği ikinci karısı Döne Hanım’dan Necati, Neşet, Ayşe ve Nadiye adında dört çocuğu olur. Daha sonra Döne Hanım’da vefat eder ve bir düğün için geldiği Yozgat’ın Kırıksoku köyünde kader karşısına Arzu Hanım’ı çıkarır.

Bu son evliliğinden Ekrem, Ali, Muharrem ve Cemal adlarında dört çocuğu daha olur ve ömrü, yöresel tabirle sekiz baş horantaya ekmek parası kazanmak uğruna son derece zor ve kötü şartlarda çalışıp çırpınmakla geçer.

Muharrem Ertaş’ın adı bir TV programında okuduğu sözleri Dadaloğlu’na ait ünlü ‘Avşar Bozlağı’ ile yurt genelinde duyulur. Bu öyle bir okuyuştur ki şimdiye kadar saz çalıp okuyanların hiç birine benzememektedir. Tok ve davul gibi gümbürdeyen, ama alabildiğine duygulu bir divan sazı eşliğinde ; tiz, gür, parlak ve bir o kadar da içli ve yanık bir sesin okuduğu, bir buçuk oktavı aşan ses genişliğine sahip bir Dadaloğlu gürlemesi :
Kalktı göç eyledi avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eyler ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir
Repertuarındaki diğer eserler de kimsenin bilmediği, söylemediği, bilenlerin ise asla bu derece güzel ve etkileyici okuyamayacaklarını itiraf ettikleri türküler, bozlaklar, ağıtlar ve halay havaları.... Her biri tümünün en güçlü ve orijinal örnekleri...

Muharrem Ertaş, 1970’li yıllardan itibaren, o yıllarda büyük bir şöhrete sahip olan ‘Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş’ olarak ismi daha çok duyulur olmuş fakat hiçbir zaman layık olduğu gerçek şöhrete erişememiştir. O şan şöhret için, büyük paralar kazanmak için sanat yapan biri olmadığı hiçbir zaman, olamazdı da. Çünkü çalıp söylemek, O’nun için doğal yaşam biçimiydi.

Bu dünyada 71 yıl yoksul kendi halinde ve sessizce yaşayan Muharrem Usta , 1984 yılının 3 Aralık günü yine yoksul ve sessizce öldü. Dünya durdukça sesi gökkubemizde yankılanacak bir sanatçının “garip” ölümüydü bu. Son sözleri gerisini tamamlayamadığı “sazımın emaneti...” oldu. Muharrem Usta‘nın adı, yaşarken kıymeti bilinmeyen sanatçıların başında anılsa yeridir. Ruhu şad olsun.

22-04-2009 01:48 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
MURAT FIRAT
Moderator
*****


Mesajlar: 83
Grup: Moderators
Katılım: Apr 2008
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #22
Hacı Taşan.. Ruhu şaad olsun.

--------------------------------------------------------------------------------

Hacı Taşan(Mahalli Sanatçı ve Kaynak Kişi)





"Türkü Yozgat'da doğar, Kırşehir'de oyun havası olur, Keskin'de elenir."

Keskin'deki folklorik oluşum ve Keskin türkülerinin anonimleşme sürecindeki farklı ve ağırlıklı yerini vurgulayan bu söz, bir bakıma birbiriyle komşu bu üç yörenin karekteristik özelliklerine de işaret eder. Gerçekten de merhum Nida Tüfekçi ile en güçlü temsilcisine kavuşan "Sürmeliler" diyarı Yozgat'ın kültürel kaynak zenginliğine, Neşet Ertaş'la en rafine yorumcusuna kavuşan Kırşehir türkülerinin canlı ve dinamik yapısına biraz yakından baktığımızda, Keskin türkülerindeki durulmuş lirizmi hemen farkederiz. İcra tavır ve üslubu yönünden Yozgat türkülerine, müzikal yapı ve form itibariyle Kırşehir türkülerine yakın duran Keskin havalarının, her iki yöre türkülerinin elekten geçirilerek adeta yeni bir senteze tabi tutulduğu ağırbaşlı, klasik ezgiler olduğunu söylemek mümkün. İşte Hacı Taşan bu seçkin türküleri, halayları çalıp okuyan bir sanatçı olarak Keskin folklor musikisinde büyük ağırlığa sahip hemen hemen tek sanatçıdır. Tabii Keskin havaları üzerine yapılacak tüm estetik ve yapısal açıklamalar, bir anlamda Hacı Taşan'ın sanatını tahlil anlamına da gelecektir. Çünkü Keskin türküleri onunla gelmiş geçmiş en usta yorumcusuna kavuştuğu gibi, Hacı Taşan'ın ismi, sanatçı yeteneklerini sonunda kadar kullandığı o güzelim Keskin türküleriyle adeta özdeşleşmiştir.

Evet "Keskinli mahalli sanatçı Hacı Taşan"ı ülke genelinde tanınan bir sanatçı yapan kültürel ve müzikal ortama şimdi biraz yakından bakalım.
1930'da doğan Taşan, aslen Kırtıllar köyünden. Kırtıllar o yıllarda "abdal" aşiretinin en yoğun olarak yaşadığı köylerden biri. Büyük bozlak ustası Muharrem Ertaş da buralı ve Neşet Ertaş'ın da doğum yeri Kırtıllar. Bu yoksul köyün toprakları hiçbir zaman insanlarını varlıklı kılmaz, fakat dünyanın en zengin nağmelerini içeren, en içli, en yanık türkülere can verir. Bozkırın ortasındaki bu fukara köy, Anadolu halk müzikleri içerisinde en orjinal renk ve anlatıma sahip bir tür "Anadolu blues"u olarak nitelendirilebilecek bir müziğe, abdal/aşiret müziğine kaynaklık eder.

Bugün artık terkedilmiş metruk bir köy görünümündeki Kırtıllar'ı, başta ekmek parası derdi olmak üzere, çeşitli sebeplerle zaman içinde herkes terk eder. Hacı Taşan'ın babası Abdullah Çavuş'da o yıllarda Hacelobası'ndan evlendiği için oraya göçer. Bağlamayı çok seven bir ana ile, yörenin ünlü davulcularından olan Abdullah Çavuş'un dört çocuğundan biri olan Hacı Taşan, oniki yaşlarında başlar saz çalmaya. Babası, o zamanlar yörenin en namlı ustalarından olan Yusuf Usta'ya iyi bir saz yaptırır ve tutar elinden küçük Hacı'nın, o günlerde Seyfeli(daha sonra Barak) köyünde oturan üstad Muharrem Ertaş'a çırak verir. Ve böylece Hacı Taşan, bu müziğin tek ve en etkili eğitim/öğretim şekli olan bir ustanın yanında çıraklığa başlar.

Muharrem Ertaş'ın çırağı

Muharrem Ertaş, Hacı Taşan'ı yanına alarak bugün hala bu müziğin hem öğrenildiği hem de en çok icra edildiği mekanlar olan düğünlere götürür. "Düğün çalgıcılığı" onlar için çoğu zaman tek ve en önemli meslektir. Yeri gelmişken önemli bir konuyu bir cümleye vurgulamakta yarar var: Çoğu zaman bu düğünlerdeki aşırı içki ve sefahat ortamı bu insanların ruhen ve bedenen hızla yıpranmalarına ve dolayısıyla genç yaşlarda ölüme sebep olmakta. Merhum Hacı Taşan 1983'te vefat ettiğinde 53 yaşında idi. Bu geleneğin bir başka usta sanatçısı merhum Çekiç Ali 39 yaşında vefat etti. Bunun özellikle "ustalar" arasında adeta bir kader gibi benimsendiğini tesbit ettiğimizi belirtelim. (Abdal aşireti ve bozlaklar konusunda daha geniş için Kalan Müzik'in "Arşiv Serisi"nde yayınlanan "Kalktı göç eyledi"adlı Muharrem Ertaş albümünün kitapçığına bakılabilir.)

1970 'lerden sonra önce radyo ve plak, daha sonra da televizyon ve kaset gibi kitle iletişim araçlarını kullanarak daha geniş bir pazara seslenme imkanına kavuşan yöre sanatçıları, yine de düğünlerde çalmayı hiçbir zaman bırakmamışlardır. Bu, şüphesiz aynı zamanda arz -talep konusu.

Ve böylece zaman içinde kendiliğinden oluşan o çok büyük mahalli şöhretin dar kalıplarını kırarak geniş kitlelere ulaşan, hatta tüm Türkiye'ye seslenen, o yöreye mensup ilk mahalli sanatçı merhum Hacı Taşan olmuştur. Bunun hikayesini kendisinden dinleyelim: "Askerliğimi 1950'de İstanbul Maçka'da yaptım. Askere gitmeden önce çalıp söylemede bir hayli ustalaşmıştım. O sıralar rahmetli Muzaffer Sarısözen yurdun her tarafını gezip türkü derliyordu. Bir gün çıkıp Keskin'e geldi. Bizi Halkevi binasında topladı, o günlerde yayınladığı Folklor Saati'nde yer vermek üzere seçme yapacağını söyledi. Keskin'de bir hafta kalarak birçok mahalli sanatçıdan derlemeler yaptı. Daha sonra seslerimizi radyoda yayınladı. Radyo ile ilişkim ilk böyle başladı. Sarısözen bizi daha sonra zaman zaman Ankara'ya radyoya davet ederek çalıp söyletti. Sarısözen'den sonra Nida Tüfekçi, Mustaf Geceyatmaz ve Ali Can'larla tanıştım ve radyoda programlar yaptım."

Neşet Ertaş'ın elinde sazı ile "radyoevine çıkmak" için ilk defa Ankara'ya gelişi de bu olaydan sonradır: "Baktım bir gün radyoda Hacı emmim türkü söylüyor. Babam Muharrem ustadan bellediği bir bozlak bu: 'Aman aşağıdan Yusuf Paşam gelirken gelirken / Düşmanına karşı koyan merd olur...' öyle bir heyecanlandım ki, yerimde duramadım. 'Ben de gidip radyoya çıkacağım' dedim. 'Madem Hacı emmimin söyledikleri radyoda çalınacak kadar kıymetli, o zaman benim okuyacaklarımı da yayınlarlar' diyerek elimde saz, Ankara'ya, Sarısözen'in yanına geldim..."tabii Neşet Ertaş daha sonra, Hacı Taşan'la birlikte, radyoda en sık program yapan mahalli sanatçılardan biridir artık.

Eserleri :

Hacı Taşan'ın repertuar itibarıyla yöresinin dışına pek çıkmadığını görüyoruz. Başta Keskin olmak üzere, Yozgat, Kırıkkale, Kırşehir, Kaman ve Şereflikoçhisar gibi yerlerde dolaşmış, buraların bozlak ve halay havalarını, türkülerini kendine has bir üslupla çalıp söylemiştir.

Son yıllarında, Pir Sultan Abdal, Deli Boran, Seyit Süleyman, Derviş Ali ve Dertli gibi halk şairlerinin şiirlerini çeşitli formlarda ezgilendiğini görüyoruz. Gerek sözleri bu ünlü halk şairlerinin şiirlerine ait eserler, gerekse anonim karakterdeki diğer eserlerine baktığımız zaman Hacı Taşan'ın repertuarını form ve içerik yönünden üç ana grupta toplamak mümkün:

1.Türküler/Samahlar

2.Halaylar/Oyun havaları

3.Bozlaklar/Ağıtlar

Birinci kategoriye giren pek çok türkünün yanında, Keskin Samahı olarak da anılan "Döndün mü benden yüzü dönesi" sözleriyle başlayan eser, Hacı Taşan'ın repertuarında bir istisna teşkil etmekte. İkinci grupta değerlendirilebilecek eserlerin en bilinenleri şüphesiz "Arzu Kamber halayı" ile "Bugün ayın ışığı" adlı halay türküleridir. Başta hocası Muharrem Ertaş'tan öğrendikleri olmak üzere, Hacı Taşan'ın repertuarının bozlak yönünden hayli zengin olduğu söylenebilir. "Ankara'da yedim taze meyvayı" sözleriyle başlayan Keskin'li Sefer'in ağıtı başta olmak üzere "Akşamdan mı geçtin", "Erciyes'ten duman kalktı" ve "Giyindim kuşandım gittim düğüne" benzeri ağıt türünde de hayli eser olduğu söyenebilir. Bunlardan sözleri kendisine ait olan var mıdır, tam olarak bilemiyoruz ancak ünlü "Açtım perdeyi de turnamı gördüm" bozlağı için kendisi şöyle bir hatırasını naklediyor:

"Necati adında çok sevdiğim bir dostum vardı. Kırıkkale'de hapse düştü. Ziyaretine gider gelirdim. Bir gidişimde 'Hacı, içerde dolaşırken pencereden baktım ki bir turna kafilesi gidiyor, duygulandım, bir dörtlük yazdım. Şunun sonunu da sen getir' dedi. Bunun üzerine oturup şiiri tamamladım ve sazımla da çalıp okumaya başladım".

Tavır ve üslubu

Merhum Hacı Taşan'ın, bir Muharrem Ertaş gibi tiz perdelerde de aynı gücü ve parlaklığı koruyan tiz bir sesi olmamasına rağmen, kendi rengi ve sınırları içinde güçlü bir sese sahip olduğunu söylemek gerekir. Önemli olan daha ziyade bu sesi kullanma tavır ve şeklinden doğan üsluptur ki, bu konuda ismi, "üslup sahibi mahalli sanatçılar" ın başında anılsa yeridir. Gür ve dolu bir ses, sesi bazen öne, bazen geriye atan bir ağız ve nefes kullanımı, özellikle tizlerde başarıyla uyguladığı kafa sesi, bazen sert, bazen yumuşak trillerden oluşan gırtlak nağmeleri ve doğal vibrasyonlarla zenginleşen renkli bir okuyuş tarzı... Ve hemen hemen bütün bu tekniklerin ya da benzerlerinin bağlamaya adaptasyonu ile ortaya çıkan lirik ve canlı bir bağlama çalma üslubu...

Orta Anadolu müzik geleneğinde kendine has bir çizginin temsilcisi olan Hacı Taşan'ın sanatı ile ilgili elbette çok şey söylenebilir. Kendisiyle beraber Çekiç Ali ve Neşet Ertaş gibi sanatçıların da ustası olan Muharrem Ertaş'ın Hacı Taşan üzerindeki bariz etkisini belirtmek gerekir. Fakat Hacı Taşan'ın hiç bir zaman taklide düşmediğini, kendi tavır ve üslubunu kısa zamanda bulduğunu ve kendi ustalığını konuşturduğunu biliyoruz. Hacı Taşan'ın bu "nevi şahsına münhasır" sanatçı kişiliği üzerinde Keskinli olmasının ağırlıklı yönünü vurgulamak gerekir. Çünkü Keskin Orta Anadolu'nunen zengin halay bölgelerinden biri olduğu kadar, bu halayların eşlik sazı olan davul zurnanın da en iyi icra edildiği yörelerden biridir. Hacı Taşan'ın saz çalma ve türkü söyleme üslubunda bariz bir davul zurna tesiri vardır. Öte yandan Keskin, yazının başında vurguladığımız coğrafi konumu bu konumdan kaynaklanan kültürel zenginliğini müzikal zenginliğe dönüştürebilecek bir sanat potansiyeline her zaman sahip olmuştur. Yöredeki Alevi-Bektaşi kültür birikimini de kendi kültürel potasında eriterek başarılı sentezlerin ortaya konulduğu Keskin musıki folkloru, Hacı Taşan'la en güçlü yorumcularından birine kavuşmuştur.

Ailesi

Aslen Yozgat/ Yerköy'ün "teflek" abdallarından olan karısı Naile Taşan, en küçük oğlu Sondur Taşan'la birlikte, Akdere'de, metruk bir gecekonduda kendi tabiri ile "çile doldurmaya devam ediyor". Fethi, Seyfettin, ve Sondur adında üç erkek, Bahalı, Nazlı, Güler, Sevda ve Sevdur adlı beş kızı olan Taşan ailesinin erkek evlatları, atalarından, dedelerinden görüp öğrendikleri şekilde düğünlerde çalarak ekmek paralarını kazanmaya çalışıyorlar. Taşan soyadı ile bugün Keskin'de aktif sanat hayatını sürdürenlerden Kudret Taşan ve kardeşleri ise Hacı Taşan'ın yeğenleri...

Repertuarındaki bozlaklar arasında göçebe Türkmen aşiretlerinden biri olan Cerit aşiretinin göç ve iskan meseleleri ile ilgili bozlaklar da bulunan Taşan'ın Cerit Türkmenlerinden olma ihtimali hayli kuvvetli. Öte yandan bizzat karısının ifadesine göre, kendisi Ceritlerden olduğunu söylermiş. Cerit aşiretiyle ilgili kaynaklardaki mevcut bilgi de Taşan'ın Cerit olma ihtimalini güçlendiriyor:

"Bozulus'un Orta Anadolu'ya gelmesinden sonra ikiye ayrılarak bir kısmının Yeni İl Türkmenlerinin içine karıştığı tesbit olunan Ceritlerin diğer bir bölümü ise Keskin havalisindeki Bozulus içinde yer almakta idi.(...) Hükümetin Keskin havalisindeki Bozulus Türkmenlerini Rakka bölgesine yapılan iskana tabi tutmasının yanında, Beliç nehri boylarına yerleştirilen Cerit aşireti bir müddet sonra yavaş yavaş iskan mahallini terk ederek Çiçekdağı, Kırşehir ve Bozok(Yozgat)tarafına dağıldılar. Geride kalanlar ise 'giden evlerimiz gelmedi' diyerek üçer beşer kaçıp onlara katıldı. "Sözlerinin Dadaloğlu'na ait olduğu sanılan Hacı Taşan'ın söylediği pek çok bozlaktan biri olan şu bozlak özellikle bunu anlatır:

Cerit Irakka'dan sökün edince
Açılsın Urum'un yolu Cerid'in
Silsüpür oğlu Fettah beyim ölünce
Kırıldı kanadı kolu Cerid'in


Tanpınar ve "Billur Piyale"

Hacı Taşan'ın çalıp okuduğu türküler arasında, farklı kaynaklardan geldiği ve bir başka kültürel zenginliğe dayandığı belli olan öyle türküler var ki, bunlardan biri de elinizdeki albümde de yer alan "Billur Piyale" adlı eserdir. Folklor ve türküler üzerine henüz aşılamamış titiz ve dikkatli yorumlar, bakış açıları getiren ünlü kültür ve edebiyat adamı Tanpınar, bu türkünün Erzurum'da karşılaştığı varyantı ile ilgili, "Beş şehir" adlı eserinde ilginç yorumlarda bulunur: "Bin türlü acemiliği, saflığı, içinde bu küçük parça baştan aşağı incelik, zevk, lezzettir. Gerçekten billur bir kadeh...Belki büyük bin geleneğin son tezgahında yapıldığı için küçük bir çatlaklığı, tadını artıran bir donukluğu var... Fakat mesela Behzad'ın elinden çıkmış bir minyatür kopyası gibi bütün bir tarz, bütün bir edadır. Asıl güzel tarafı bu küçük billurdan bütün zevki, hayatı, düşünceyi, zaman telakkisini fışkırtan bestedir. Esnaf sıra gezmelerinde söylendiği tahmin edilen bu türküye Orta Anadolu'da da rastlanıyor.(...) "Billur Piyale" bizi "mahalle klasik" adını verebileceğimiz orta sınıf musikisine götürür.. "Tanpınar'ın işaret ettiği Orta Anadolu varyantının, bizzat Hacı Taşan'ın çalıp okuduğu eser olma ihtimali oldukça yüksek. Çünkü bu türkünün derlendiği kaynak kişi de Hacı Taşan'ın kendisidir.

Kalan Müzik'in "Arşiv Serisi"nden daha önce yayınlanan Muharrem Ertaş albümü ve bundan sonra yayınlanması planlanan Çekiç Ali albümü ile, Türk halk müziği coğrafyası içerisinde her yönüyle farklı ve güçlü bir çizgiyi temsil eden Orta Anadolu abdal/aşiret müziğinin en özgün ve rafine örnekleri yayınlanmış oluyor. Müzikoloji tarihi açısından olduğu kadar Anadolu halk müziği tarihi ve genel musıki kültürümüz açısından da büyük önem arz eden bu "üç bozlak ustası" ile ilgili çalışmayı büyük bir zevk ve heyecanla yaptığımı belirtmek istiyorum. Benimle aynı heyecanı paylaşan Kalan Müzik sahibi ve yapımcı sevgili Hasan Saltık'a, müziğimiz ve kültürümüz adına teşekkür borcumuz vardır.

9 Mart 1983 tarihinde, geçirdiği üçüncü kalp krizinde 53 yaşında kaybettiğimiz Hacı Taşan'ı bir kez daha rahmetle anarken, aynı zamanda karısıyla teyze çocuğu olan üstad Neşet Ertaş'ın Hacı Taşan'a söylediği ağıtın içli sözleri ile noktalamak istiyorum:

Bütün ahbaplar ansın adını
Anlayan alırdı onun tadını
Emmisi, dayısı, garip kadını
Döşeyin evleri Hacı geliyor
Bir garip ölümü acı geliyor

Hizmet için nice dağlar aşanı
Keskin'li bilirler Hacı Taşan'ı
Bunca hizmetleri hani, boşa mı
Açılsın meydanlar Taşan geliyor
İnsan hizmetine koşan geliyor

Var mıdır insandan daha üstünü
Bir bilirdi düşmanını dostunu
Diksinler Keskin'e onun büstünü
Açılsın meydanlar Hacı geliyor
Bir garip ölümü acı geliyor

Anam Keskinlidir, babam Kırşehir
Gönülden geldi de eyledim kahır
Saygım var insana evveli ahir
Açılsın meydanlar taşan geliyor
İnsan hizmetine koşan geliyor



Bayram Bilge Tokel

22-04-2009 01:48 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
MURAT FIRAT
Moderator
*****


Mesajlar: 83
Grup: Moderators
Katılım: Apr 2008
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #23
Başarılı bir müzisyen,derlemeci.. İhsan Öztürk.

--------------------------------------------------------------------------------

İhsan Öztürk




İhsan Öztürk 1947 yılında Şarkışla'nın Gültekin Mahallesi'nde dünyaya geldi. İlk ve orta okulu Şarkışla'da bitirdi. Ortaokul öğrencisi iken ilk dersleri ağabeyinden (Ahmet Öztürk) alarak bağlamayla tanıştı. Okulun Halk Müziği korosunda ve okul gösterilerinde solist ve korist olarak sürekli görev aldı. Ağabeyinin Astsubay olarak Ankara'ya atanmasıyla öğrenim için Ankara'ya geldi ve Ankara Atatürk Lisesi'nde öğrenimini sürdürürken 1963 yılında profesyonel müziğine ilk adımını attı. Başlangıçta aile bütçesine katkı olsun diye sahnede çalışan İhsan Öztürk'ün daha sonraki gelişmeler okulu bırakmasına ve müziği meslek olarak seçmesine neden oldu. Çok kısa bir süre sonra o yılların ünlü sanatçılarına şef sazlık yapmaya başladı (Nurettin Dadaloğlu, Aliye Akkılıç, Yıldıray Çınar vb.). 1967 yılında Mamak Muh. Okulu Bando Bölüğünde askerliğini yaptı. Askerlik döneminde müzikle daha çok ilgilenme nota ve müzik bilgisini geliştirme olanağı buldu.

Askerlikten sonra dönemin önemli solistleriyle şef olarak çalışmayı sürdürdü. (İzzet Altınmeşe, Bedia Akartürk, Hülya Süer, Belkıs Akkale, Selahattin Alpay, İbrahim Tatlıses, vb.). 1974 yılında önce Coşkun Güla'nın yönettiği Halk Müziği topluluğunda çalışmalarına başlayan İhsan Öztürk daha sonra kendisine müzik yaşamında oldukça katkısı olan sayın Nida Tüfekçi'nin yönettiği Halk Müziği topluluğunda çalışmalarını sürdürdü. İlk kez bu grupla televizyon programına katılan Öztürk 1975 yılından başlayarak 8 yıl TRT'de yayınlanan yönetmenliğini Erşan Başbuğ'un sunuculuğunu Cemile Kutgün'ün yaptığı ve Hoy-Tur Derneğinin Halk Oyunları ile renk kattığı ve birçok sanatçıyı şöhret yapan "Bizden Size" programının THM bölümünü yönetti.

1978 yılında Ankara'da kurulan Yağmur Plak Şirketi'nin müzik yönetmenliğini uzun bir süre sürdürdü. O yıllardan başlayarak İzzet Altınmeşe, Belkıs Akkale, Selahattin Alpay, Erkan Sürmen, Atakan Çelik, Gülşen Kutlu, Hülya Süer, Canan Başkaya ve daha birçok solistin plak ve kasetini yönetti. Solist olarak ilk kez TRT'de yayınlanan "ilden ile" adlı programa katıldı, daha sonra "Ayrılık Hasreti" ve "Özümüz Sözümüz" adlı iki kaset çıkardı. Yaptığı derleme çalışmalarıyla; Gel Gidelim Dosta Gönül, Yürü Yalan Dünya, Bedir, Hac'eli Obası, Ayrılık hasreti, Şu Diyar-ı Gurbet Elde, Gam elinden, Gelin Oy, Bir Ay Doğar İlk Akşamdan Geceden, Gel Seninle Danışalım Sevdiğim vb. birçok güzel türküyü THM repertuarımıza kazandırdı.

Profesyonel sanatçılığının yan sıra müzikle amatörce uğraşan gençlere yardımcı olabilmek amacıyla okul, dernek ve özel kurumlarda koro ve bağlama gruplarını çalıştırdı. Sırasıyla Folk-Tur, Hoy-Tur, Tur-Hoy, Derneklerinde eğitmenlik; ODTÜ Türk Halk Bilimi Topluluğu'nda 4 yıl boyunca Halk Müziği Eğitmenliği ve Şeflik, Ankara Büyükşehir Belediyesi THM Topluluğu'nda 5 yıl, Yeni Mahalle Belediyesi THM Topluluğu'nda 8 yıl şeflik yaptı.

Halen Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak faaliyet gösteren İhsan Öztürk Müzik Merkezi'nde birikimlerini öğrencilerine aktarmak amacıyla nota, bağlama ve ses eğitim dersleri veren Öztürk bugüne kadar yaptığı araştırma ve derlemeleri de kitap haline getirme çalışmaları içindedir.

22-04-2009 01:49 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
MURAT FIRAT
Moderator
*****


Mesajlar: 83
Grup: Moderators
Katılım: Apr 2008
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #24
Aşık Veli.

--------------------------------------------------------------------------------

Aşık Veli
Mecnunum Leyla'mı Gördüm
Bir Kerece Bakdı Geçti
Ne Sordu Ne De Söyledi
Kaşlarını Yıktı Geçti

Veli'm Eydür Ne Hikmet İş
Uyumadım Ki Görem Bir Düş
Zülfünü Kement Eylemiş
Boğazıma Taktı Geçti

Aşık Veli, Şarkışla ilçesinin Ağacakışla bucağına bağlı İğdecik Köyünde doğdu. Babasının adı Hüseyin, annesinin ki Kamer'dir.

Bugün hayatta olan torunları, soylarının Horasan'dan geldiğini ve Malatya'nın Hekimhan ilçesine yerleştiğini söylüyorlar. Arkasından da diyorlar ki : "Yerleşmişler ama; orasını pek beğenmemişler. Zoraki birkaç yıl oturmuşlar. Sonra kalkıp Şarkışla'ya gelmiş ve İğdecik Köyünü kendilerine yurt edinmişler."

Veli'nin hem annesi hem de babası şairdi. Her ikisi de okuma yazma bilmedikleri için deyişlerini[Yalnızca Kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler. 10 Saniyede kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bir deftere, geçiremediler. Aslında, köyde bu işi yapabilecek bir kişi de yoktu. Onun için ölümleri ile birlikte sözleri de unutulup gitti. Belki babasını birkaç deyişi cönk ve mecmualara geçmiş olabilir. Fakat bir nokta gözden uzak tutulmamalı : O çağda Sivas muhitinde Hüseyin adında o kadar çok aşık vardı ki, hangi deyiş, hangi Hüseyin'in? Tespiti imkansız bir şey...

Annesine gelince, bugüne kadar incelediğim cönk ve mecmualarda Kamer adında bir şaire rastlamadım.

Çocukluğu :
Aşık Veli, 1853 yılında öldüğü vakit 60 yaşını aşkın olduğu söyleniyor: Buna göre doğumunun XVIII. yüzyılın sonlarında olduğu anlaşılmaktadır. Şimdilik kesin bir rakam vermeğe imkan yok.

10 yaşında iken annesini, çok geçmeden de babasını kaybetti. Onların sağlığında üç-beş parça tarlaları vardı. Ölümlerinden sonra hepsi, çeşitli bahanelerle kapanın elinde kaldı. Kurtarmak için hangi dala yapıştıysa eli boşa çıktı. Köy yerinde malı mülkü, sığırı davarı olmayan kimsesiz bir çocuk ne yapar? Ancak şunun bunun yanında çobanlık. O da aynı yola gitmekten başka çare göremedi. Ağaların emrinde aylarca ve yıllarca şu dağ senin, bu tepe benim deyip, dolaştı durdu. Bulduysa yedi, bulamadıysa çekti sırtına abasını, koydu başını bir çul yığının üzerine.

Vaktiyle bir aşığa yarı şaka, yarı ciddi, < diye sormuştum. Acı acı güldü...<

Galiba geçerli tek sebep bu!

Hele bu şartlar bir insanda tümüyle mevcutsa, yoksul bir anne ve babadan geriye kalan tek miras aşıklıksa, o insan söylemez de ne yapar? Köylülerin çoğu <> dediler.

İlk aşkı:
Öteden beri, Yozgat'ın Muğallı Köyü Türkmenleri yaylak için İğdecik civarlarına gelirdi. Veli bir ara onlara da çoban durdu. Bakımları ve yardımlarını beğenmiş olacak ki, tam yedi sene hizmet etti. O yıllarda başından bir de gönül macerası geçti. Belki de yanlarında uzun süre bu meseleden dolayı kaldı.

Ağasının Telli adında bir kızı vardı. Onunla iki kardeş gibi büyüdüler. Ne zamanki kız serpilip de zülüf düzmeğe başlayınca Veli'nin durumu değişti. İçinde çeşidi belirsiz duygular depreşmeğe başladı, önceleri kızın haberi yoktu. Sonra sezer gibi olduysa da pek umursamadı. O mevzuda ne yakınlık gösterdi, ne de çekingen davrandı. Arkadaşlıkları gene eskisi gibi sürdü gitti. Ama Veli, fazla sabredemedi. Bir bekledi, iki bekledi, en sonunda duygularını açığa vurdu :

Ama dilber çok iş bilir ustasın
Melül mahzun gezen bilmem hastasın
Sinem püte ettin mekan istersin
Muhkem imiş alamadım kal'an yar

Kızın annesi ve babası vaziyeti neden sonradan anladılar. Fakat üzerine aldığı üzerine aldığı bir vazifeyi kusursuz yerine getiren Veli'yi bu mevzuda incitmek istemediler. Tek çıkar yolun, kızlarını kendi seviyelerinde ki bir kişi ile evlendirmek olacağına karar verdiler. Çok düşünmedilerde. Muğallı'lı bir genç uzun zamandan beri kapılarını aşındırıp duruyordu. Ona <> deyip işin içinden çıktılar.

Veli, Telli Kız'ın başkasıyla evleneceğine bir türlü inanamadı. Daha doğrusu inanmak istemedi. Ne zaman ki göçünü kendi eliyle yükleyip onu yola vurunca, acı gerçeği kabul etmek zorunda kaldı:

Hel hel ettim Mağara'dan uçurdum
Telli Kız'ın gitti derler bu yola
Elim ile evlerini göçürdüm
Telli Kız'ın gitti derler bu yola

Kemter'e Çırak Oluşu:
Veli kabiliyetli bir gençti. Telli Kız'ı yolcu ettikten sonra söylediği deyişleri ağızdan ağıza yayılmaya başladı. Taa Şarkışla'nın Kale köyünde oturan Aşık Kemter'in kulağına kadar gitti. Kemter bu genci bayağı merak etti.Bir gün yanına ısmarladı. Onu ilk görüşte sevdi. Yanından ayırmak istemedi. Dizinin dibine oturtup aşıklığın bütün kurallarını ve törelerini öğretti. Birlikte söylediler, birlikte çığırdılar.

Aylar, yıllar derken, bu mutluluk da çabucak geldi, geçti. Kemter 1818 yılında vefat etti. Usta demek, bir bakıma baba yarısı demekti. Onun kaybı Veli'yi çok sarstı. Kime ne desin? Feleğe kahretmekten başka elinden ne gelir ki?..

Şu yalan dünyada bir üstat buldum
Beni bırakmadın işime felek
Şakirt olan şaşkın olur dem be dem
Ne okursun bilmem guşuma felek
...................
Sene bin ikiyüz otuzda dörtte
Yükletti göçünü döşüme felek

Hacı Bektaş Tekkesi'ni Ziyaret:
Veli, ustası Kemter'i bir türlü unutamadı. Nereye gitse hep onu anlattı, hep onun büyüklüğünü, insanlığını ve kendisine yaptığı iyilikleri dile getirdi. Komşuları baktılar ki böyle olmayacak, << Veli, dediler; tebdil-i mekanda ferahlık vardır. Buralardan biraz uzaklaşsan iyi olur. Biliyoruz, sen de her Bektaşi gibi pirine ve ocağına bağlısın. İstersen Hacı Bektaş'a kadar git. Hem efendimizin hayır duasını alırsın, hem de rahatlarsın biraz.>>

O da zaten çoktan beri böyle bir şeyi arzu ediyor, fakat imkan bulamıyordu. Bir gün ne olursa olsun, deyip yola çıktı. Tokat ve Çorum üzerinden Hacı Bektaş'a gitti. İçinden, derdimi, gamamı unuturum, diye geçiriyordu. Ama <> dünyanın neresinde var ki? O sırada Çelebi Hamdullah Efendinin bir oğlu vefat etmiş, herkes yasını tutuyordu. Çelebi'nin ise ağzını bıçak açmıyordu. Veli baktı ki, yarasına merhem umduğu tabip kendisinden de hasta. Kimin kime yardım edeceği belli değil. Düşündü de dedi ki:

Derde tabi oldum derman aradım
Vardım ki tabibin derdi benden çok
Her derdin dermanı sendedir bildim
Ne hikmet ki senin derdin binden çok

Hak böyle buyurmuş bina kurunca
Ağlamayı gülmeye eş verince
Tabipler tabibi dertli olunca
Besbelli ki şu dünya da dertsiz yok

Bu deyişi sessizce dinleyen Hamdullah Efendi, adeta mırıldanarak söylendi: <> Çelebi bu sefer önüne baktı. Baş parmağını dudaklarına dayayıp, gözlerini yumdu : <>

Sustular ve bir daha bu mevzuu açmadılar.
Veli orada epeyce kaldı. Hamdullah Efendi'yi daha çok sevdi ve her geçen gün ona saygısı bir kat daha arttı.

Ölümü:
Tozanlı tarafından gelirken Yıldızeli'nin Davlıalağan köyünün Sancılıçam mevkiinde fırtınaya tutuldu. Bir an önce köye ulaşmak amacıyla atını mahmuzladı. At hızlı ilerliyordu. Bir çamın altından geçtiği sırada, aşağıya doğru sarkan dallardan korunmak için öne doğru iyice eğilmek zorunda kaldı. At birdenbire yekinince eyerle dal arasında sıkıştı ve eyerin kaşı göğsüne saplandı. O vaziyette köy kadar gitti. Konu komşu tedaviye çalıştılarsa da, yaptıklarından ne olacak. Ancak bir hafta yaşayabildi. Kabristana gömüldü. Öldüğü vakit yaşı altmışı geçiyordu.

Mezarını gördüm. Baş taşında yeni harflerle <> yazılı. Her haliyle sonradan yazıldığı belli.


[Yalnızca Kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler. 10 Saniyede kayıt Olmak İçin Tıklayınız...]Aşık Veysel şiir demez "deyiş" derdi. Hatta kitaplarından birinin adı da "Deyişler" dir. İrticali şiir söyleyen aşıkların eserlerine bundan daha iyi bir karşılık bulunamaz. Bu sebeple bende aynı kelimeyi benimsemekte bir mahzur bulmadım.


Aşık Veli : hayatı, kişiliği, deyişleri-İbrahim Aslanoğlu
Kültür Bakanlığı M.F.D. yayınları - Ankara 1984

22-04-2009 01:50 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
MURAT FIRAT
Moderator
*****


Mesajlar: 83
Grup: Moderators
Katılım: Apr 2008
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #25
Kul Himmet Üstadım.

Kul Himmet Üstadım.

--------------------------------------------------------------------------------

Kul Himmet Üstadım


Seyyah oldum şu alemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkarımla okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Kul Himmet Üstadım ummana daldım
Gidenler gelmedi bir haber alam
Abdal oldum çullar geydim bir zaman
Bir dost bulamadım gün akşam oldu


Asıl adı İbrahim’dir. Divriği’nin Örenik köyünde doğdu. Yine aynı köyde öldü. Ölüm ve doğum tarihleri belli değildir. Tahminen bundan yüz sene evvel öldüğü söyleniyor. Doluyu Kul Himmet’ten içtiği için onu üstad tanımıştır.

Bütün cönk, mecmua ve neşriyatta şiirleri Kul Himmet’e mal edilmiştir. Meşhur Kul Himmetle Aşık İbrahim’i birbirinden ayıran en bariz fark yalınız “Üstadım” kelimesidir. Kul Himmet Üstadım mahlaslı şiirler Kul Himmet’in değil, bittabi İbrahim’indir. Asıl adının İbrahim olduğunu, hem ihtiyarlar hem de :

Aşık İbrahim de bir mana söyler
Ben gidersem ismim kalsın dillerde

Beytiyle kendisi söylemektedir.
Bu muhitin şairi olduğunu şiirlerinde sık sık geçen mahalli semtlerin adlarından da anlayabiliyoruz.

Bir gün ayin-i cem’de dede tarafından düşkün edilmiş. Her nereye gitti ise kimseden yüz bulamamış. Yedi sene serserice dolaştıktan sonra yegane çareyi yine aynı dedeye yalvarmakta bulmuş.

Şairimiz, mevzularını yalnız tarikatten değil, içtimai hayattan da almıştır. Bir kızın gelin olduğu evde dirlik edemeyip, kahrından ölmesi; yağmur yağmadığı zaman köylülerle beraber yağmur duasına çıkması ve bir kömür gözlünün derdi zaman zaman onun şiirlerinde yer almıştır. Bu şiirlere yalnız muhitimle değil, Türkiye’nin her tarafındaki Bektaşi mecmualarında rastlamak mümkündür.

Kul Himmet, Üstadım, belli başlı şairler arasında yer almağa layık kıymetlerdendir.

Divriği Şairleri-İbrahim Aslanoğlu
İstanbul 1961

22-04-2009 01:51 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
MURAT FIRAT
Moderator
*****


Mesajlar: 83
Grup: Moderators
Katılım: Apr 2008
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #26
Geç fark edilen değer; Kazancı Bedih

--------------------------------------------------------------------------------

Bedih Yoluk (1929 - 2004)



Kazancı Bedih lakabıyla tanınan Bedih Yoluk 1929 yılında Şanlıurfa’nın Siverekli Mahallesinde doğdu. Babası Dalyanlardan Culhacı (Dokumacı) Halil, annesi Şatıroğullarından Zemzem’dir. Evli olup, Halil, Mehmet, Şükran, Naci, Remziye, Nihat ve Müzeyyen isimlerinde 7 çocuk babasıdır. Asıl mesleği kazancılıktır. Bu nedenle kendisine “Kazancı Bedih” denilmektedir. Herkes kendisini bu lakapla tanır. Kazancı olarak ilk ustası Hasan Diyar'dır ve uzun zaman bu ustanın yanında çalışmıştır.

Daha sonra Aziz ve Kadir Ucar ustaların yanında kazancılık yapmıştır. 1949 yılında askere gitmiş, Bingöl’de, ve Elazığ'da Bando Bölüğünde askerliğini tamamlamıştır. Bilahare belediyeye girmiş ve 26 yıl çalıştıktan sonra 1986 yılında emekli olmuştur. Emekli olduktan sonra Hacca gitmiştir. Boş gezmemek ve günlük nevalesini çıkarmak için Eski Hal pazarı civarında demlik ve cezve tamiriyle ilgili küçük bir dükkan açmış halen bu işi yapmaktadır. Ayrıca bir mevlüt grubuyla birlikte mevlütlere gidip ilahi ve gazel okumaktadır.

Şanlıurfa’nın yetiştirmiş olduğu en ünlü gazelhanlardan biridir. Fuzuli, Nabi, Nezihe, Furugi, Abdi gibi çeşitli şairlerin gazellerini Şanlıurfa makam geleneğine uygun olarak, davudi ve etkileyici sesiyle okur. Bir güfteyi farklı makamlarda icra edebilme meziyetine sahiptir. Ud, tambur ve cümbüş çalmasını fevkalade iyi bilir.

Nezih meclislerin sayılan sevilen ve takdir edilen kişilerin başında gelir. Gazelin yanında çok güzel meye, hoyrat ve türkü de okumaktadır. Çok güzel okuması nedeniyle, gazelin sevilmesinde ve gazel okuma geleneğinin yaygınlaşmasında çok büyük hizmetleri olmuştur. Eserleri kendine has bir tavırla okur. Çok bilinen bir maya kazancı Bedih’in okuyuşuyla bambaşka bir havaya dönüşür. Ses tonu gazel okumaya çok elverişlidir. Sesi çok etkileyicidir ve sesini iyi kullanır.

İbrahim Tatlıses, Selahattin Alpay gibi birçok ünlü sanatçı da dahil olmak üzere kendisinden sonra yetişen bir çok eses sanatçısı gazel okurken Kazancı Bedih’i taklit ederek onun tavrında okumaya çalışırlar.


Kazancı Bedih gazelleri çok güzel okuduğundan dolayı kendisine “Pir” denilmektedir.

1996 yılında yapımcı Mine VARGIN, yönetmen Yavuz TUĞRUL, aktör Şener ŞEN’in başrolünü oynadığı EŞKİYA filminin bir sahnesinde sıra gecesine yer verildi, Eski bir avlulu ev ve KAZANCI Bedih (Yoluk) in bir gazel okuması istenmiş. Urfanın etrafı dumanlı dağlar türküsü ve ardından da dillere düşen güzel bir gazel, Gazel Şanlıurfalı şair mirine hoca’nındır, Mahlası Lütfü’dür.
Hicaz makamında okunan gazel şöyledir.
Nice bu hasreti dildar ile giryan olayım
Yanayım aşkın ile büryan olayım
Görmedim gül yüzünü âhü fiğan etmedeyim
Akıdıp göz yaşımı dert ile nalan olayım
Kapladı bu nârı firkat cismi ğem âludemi
Korkarım heşre keder böylece suzan olayı
Sevdiğim rağmet yeter incitme artık kalbim
Gerilerdesin yusufu asa bendi zindan olayım
Lütfüyüm bülbül gibi gülşende feryat edlerim
Vusleti yâr ile ancak şâdi ğendan olayım


Şanlıurfa’ya özgü gazel okuma geleneğinin son temsilcisidir.

Son yıllarda birkaç kaseti ve CD’si çıkmıştır.

Kazancı Bedih ve eşi, 20 Ocak 2004 günü Şanlıurfa'daki evinde uyurken katalitik sobadan sızan gazdan zehirlenerek öldü.



Bedih Yoluk ve eşi için Hasanpaşa Camii’nde cenaze töreni düzenlendi. Törene, Vali Şükrü Kocatepe, Belediye Başkanı Ahmet Bahçıvan, Emniyet Müdürü Kutlay Çelik ile sanatçılar Mahsun Kırmızıgül, Mahmut Tuncer ve Sellahattin Alpay’ın yanı sıra çok sayıda vatandaş katıldı.


MÜZİK YAŞANTISI
Müzikle ilgisi küçük yaşlarda başlayan Kazancı Bedih ailenin tek çocuğu olduğundan babasının ısrarıyla 14 yaşında evlendi gençlik yıllarında babası onu beraberinde Mecbelbahır’a götürdü. Mecbilbahır Balıklıgöl'den çıkan suyun bir kanalla Hasan Paşa camiine geçtiği yerde ağaların ve yeşilliğin olduğu bir yerdi. Orayı çay bahçesi olarak çalıştıran kişi müziğe çok meraklı idi. Oraya kurduğu gramofondan müşterilerine günün en sevilen sanat müziği parçalarını, Hafız Burhan, Müzeyyen Senar, Safiye Ayla gibi ünlü sanatçıları dinletirdi. Yine zaman zaman Mukim Tahir gibi o devrin ünlü sanatçıları dinlenmeye oraya gelir, zaman zamanda okurlardı. Akşam serinliğinde çaylarını ve nargilelerini içmek, müzik dinlemek için Mecbelbahır’a giderlerdi. Kazancı Bedih’te babasıyla Mecbelbahır’a gider, gramofondan ünlü sesleri ve ustalarının sohbetlerini dinlerdi.




Müziğe olan merakı bu şekilde gelişti ve cümbüş çalmaya merak sardı. Hafız Ahmet, Hafız Culha, Hafız Dellek Mahmut ve Şükrü Hafız’ı çeşitli müzik meclislerinde dinledi. Bir kısmı ile müzik meclislerine katıldı.

Şanlıurfa’da eskiden müzik gruplarına “Takım” denirdi ve bir tere çağrıldığında herkes takımı ile giderdi. Kazancı Bedih’in de Mehmet Çelik, Ali Kanun, Hasan Diyar, Necip Şıbe, Çırçır Mahe, Şıhmüslüm Görgün, Nacar Celal, Mustafa Usta takım arkadaşlarıydı. Daha sonra tenekeci Mahmut, Aziz Çekirge, Gacı İmam Kayıs, Cuan Mahe ile çeşitli müzik meclislerine katıldı. Bunların dışında Seyfettin Sucu, demir İzzet, Mahmut Coşkunses, İbrahim Tatlıses, Kadir Sema gibi birçok ses sanatçısı ile müzik meclislerinde bulunmuştur.

Hiç plak yapmadı. Kasnak teyibin Şanlıurfa’ya gelişinden sonra bant yapma meraklılarının aranan kişisi oldu ve yüzlerce mahalli banta herhangi bir ücret almadan gazel, maya ve türkü okudu.

Kazancı Bedih, müzik meclislerinde birçok şairin gazelini kendi tavrına göre çeşitli makamlarda okur. Makamları ve makamlarındaki geçkileri çok iyi bilir.

Sık sık okuduğu gazelleri şöyle sıralayabiliriz. Nezihe Hanım’dan Gümrahlarını goncayı zibaya değişmem”, “Sabret gönül eyyamı yare de kalmaz”, Kuddus’den, “Aldanma gönül devleti ikbale güvenme”, Abdi Efendi’den “Hüsnün senin ey dilber nadide kamer mi”, “Nice bir nar’ı aşkınla ciğer yansın kebap olsun. Fuzuli’den “Öyle sermestem ki idrak etmezem dünya nedir”, Nabi’den “Sakın terk-i edepten kuy-umah-bubu hudadır bu”, Baba Kani’den “Gamı Aşkın-la ahvalim perişan oldu gettikçe” Ruhi’den “Nice bir dağdağa ile berbad olalım”, Muharrem hoca’dan "Karadan ağa dönüp dest-i dilara okuruz” ve daha bir çok şairin gazellerini okumaktadır.

Okur yazar olmadığı için önceleri gazelleri dinleme yoluyla ezberleyen ama uzun gazelleri bu şekilde öğrenmek zor olduğu için gece mektebine giden Kazancı Bedih, pek iyi olmasa da şimdi okuyabiliyor, meramını anlatabilecek kadar da yazabiliyor.

Sesi pes ve kendine has güzelliktedir, bu nedenle gazelleri ve mayaları o kadar güzel okur ki dinleyen onun sesinin tonunu ve okuma tarzını unutamaz.

Uzun havaları ve türküleri kendi tavrında okur. Bazen sanat müziğinden bir şarkısı kendi üslubunda, değişik bir yorumla uzun hava gibi okur. Buna örnek olarak “Kara gözlüm efkarlanma gül gayri” adıl rast makamındaki şarkıyı gösterebiliriz. Bu şarkıyı başka makamda uzun hava olarak bir çok meclislerde okumuş ve dinleyenlerin beğenisini kazanmıştır. Bundan başka “Yeşil kurbağalar” “Eminem”, “Atıma verdiler sarı samanı”, “Neyleyim de Karamanın elini”, “Kara göz” gibi uzun havaları kendi uslubuyla çok güzel şekilde okumaktadır.

Yüzlerce mahalli kasetin yanında İstanbul’da doldurulan kasetlerde de gazel, maya ve türkü okumuştur. Urfa gecelik isimli kasetler dizisinde okuduğu gazeller yurt çapında çok beğenilmiştir.

Kazancı Bedih, radyo ve TV programlarına da katılmıştır. İbrahim Tatlıses’in hazırladığı “İbo Show “ daki programı, Selahattin Alpay’la yaptığı program ve Ali Bozkurt’un hazırladığı “Bizim Eller” programları bunlardan birkaçıdır..
Bugün gazel okuyan bir çok kişiyi yetiştirmiştir. Birçok kişi de mahalli bantlarını dinleyerek ondan faydalanmıştır ve onun tavrında söylemeye çalışmıştır. Yetiştirdiği kişilerden biri de oğlu Naci Yoluk’tur. Oğlu da kendisi gibi ud çalıp, gazel okuyarak gazel okuma geleneğini sürdürmektedir. Sesi ve okuma tavrı babasına çok benzemektedir.


kaynak; kimkimdir.gen.tr

22-04-2009 01:52 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
MURAT FIRAT
Moderator
*****


Mesajlar: 83
Grup: Moderators
Katılım: Apr 2008
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #27
Güneydoğunun altın sesi, şark bülbülü Celal Güzelses..

Celal GÜZELSES




Esas ismi Mehmet Celalettin olan Celal Güzelses'in Babası Derviş hasanın vefatı ile Annesi Latife Hanım tarafından mahalle mektebine verilir. Birinci Dünya savaşı yıllarında Rüştiyenin lav edilmesi ile öğrenimini tamamlayamaz. Okula giderken 1913'ten 1921'e kadar Ulu Cami'deki müezinlik görevini devam ettirir.

1931 yılında Karındaş Mahmut'un Diyarbakır şivesini taklit ederek doldurduğu plak halktan oldukça tepki alır. Celal Güzelses bu plağı olan tepkisini dile getirerek İstanbul'a plak doldurmaya gider.

Celal Güzelses Bayandırlık bakanı Feyzi Pirinççioğlu'nun ısrarıyla 1917'de bir tesadüf sonucu tanıştığı Mustafa Kemal Paşadan "Şark Bülbülü" ünvanını alır. 1934 yılında soyadı kanunun kabulu ile soyadını sesinin güzel oluşundan alır.

Celal Güzelses 22 haziran 1943 tarihinde Diyarbakır halk musiki cemiyetini bir kaç arkadaşı ile birlikte kurar. 1950'de cemiyete yapılan resmi ödenekler ve belediye yardımlarının kesilmesi üzerine cemiyetten ayrılır. 1956 yılında kendisinden ayrılan arkadaşlarının yıldız kulubünde toplanmasıyla Celal Güzelses sarsılır. Ulu cami baş müezzinliği için vilayete başvuruda bulunur. Bu görevi 1956 yılından vefatına kadar (1 Şubat 1959) devam eder.

Vefatına Diyarbakır halkı çok üzülür. Naaşı Ulu Camii'den eller üzerinde ilahi ve tekbirlerle Şeyhi Zeki Efendi'nin metfun bulunduğu kabrinin alt kısmına vasiyeti üzerine defnedilir.


Celal Güzelses'den yaklaşık olarak 46 türkü derlenmiştir. Derlenen bazı türküler:
Ağlama Yar Ağlama, Bülbülün Kanadı Sarı, Dağlar Dağımdır Benim, Esmerin Ağı Gerek, Mardin Kapı Şen Olur, Nare Esvap Yıkıyor, Vallahi O Yardir...



Ağlama Yar Ağlama

Ağlama Yar Ağlama Anam
Mavi Yazma Bağlama
Mavi Yazma Tez Solar Anam
Yüreğimi Dağlama

Elmada Al Olaydın Anam
Selvide Dal Olaydın
Bana Göre Yar Mı Yok Anam
İstedim Sen Olaydın

Elma Al Olanda Gel Anam
Ayva Nar Olanda Gel
Hasta Düştüm Gelmedin Anam
Bari Can Verende Gel

Bugün Ayın Üçüdür Anam
Girme Bostan İçidir
Dudakların Bal Kaymak Anam
Dilin Badem İçidir


Bülbülün Kanadı Sarı

Bülbülün kanadı sarı
Ben ağlarım zârı zârı
Elimden aldılar yarı

Garip garip ötme bülbül
Benim derdim bana yeter
Bir dahi sen katma bülbül

Bülbülün kanadı beyaz
Gece bulut gündüz ayaz
Al kalemi derdimi yaz

Garip garip ötme bülbül
Benim derdim bana yeter
Bir dahi sen katma bülbül

Bülbülün kanadı buhur
Gece yazar gündüz okur
Yolcu ise ola oğur

Garip garip ötme bülbül
Benim derdim bana yeter
Bir dahi sen katma bülbül


kaynak;türküler.com

22-04-2009 01:53 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Sayfa (3): « İlk < Önceki 1 2 [3] En Son »
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git: